Kalbimin saklı bahçesinde aşk, yalnızca iki bedenin yakınlığı değil; varoluşun kılcal damarlarına sızan ince bir sızı, görünmeyene uzanan titrek bir eldir. Her dokunuş, geçmişten geleceğe uzanan görünmez bir köprü kurar; her bakış, kendimizi ilk kez görüyormuşuz gibi çıplak ve savunmasız bırakan bir aynaya dönüşür. Sevilmek, varlığımızın dağılmış tozlarını bir avuçta yeniden toplamaya benzer; sevmekse, o tozu rüzgâra bırakacak kadar cesur olmayı gerektirir. Burada, kelimeler suskunluğun içinden filizlenir; acı, güzelliğin karanlık köküdür ve her yürek yarası, hakiki benliğimize açılan ince bir kapı olur. Aşkı yazarken aslında kendimizi yeniden kurar, varlığın o yorulmak bilmez sorusuna her seferinde başka bir cevap veririz: “Ben buradayım, sende yankılanan o sessiz nefeste.”